bazen o kadar beklentisiz geliyor ki her şey şaşırıyorum... sanki hak etmediğim bir şeymiş gibi davranıp yabancılaşıyorum.. uzaklaşıyorum. hak etmediğim bir mutluluk elime verilmiş gibi sanki.. peki neden bu kadar suçluyorum kendimi?
sen neden kendini her şeyden bu kadar sorumlu tutuyorsun?
aslında istediğini alıyorsun.... hayallerin, beklentilerin an ve an değişir, sen 3 gün öncesi sen olmayabilirsin, önemli de değildir...
ama ben hala geçerli bir huzuru hak etmediğime inanıyorum. geçerli bir düzeni hak etmediğimi... çünkü belki gereksizce çok samimi olacak ama, hala daha çok bencilce davrandığımı düşünüyorum. çok kişiyi kırdığımı, ve asla geriye dönemeyeceğim hatalar yaptığımı...
elimde olsa ....... diyeceğim ne yazık ki çok şey var... başa kalemle sarmak isteyeceğim çok kaset var :)
şu anda yazacaklarım hiç bir şeye çözüm değil, ne kendime ne sana... şu anda yazacaklarım bir kusmadır belki de... neyse ne... benden çok uzak bir insana, anlatamadıklarımı başka dilde aktarmaktır...
çevremdeki çoğu insana, lan gerizekalı öyle deme lan bak sonra üzülebilirsin diyesim geliyor, fırsatın varken çok öp, çok soru sor, eksik kalma lan hayatta.... bekletme hiç bir şeyi... ama diyemiyor insan neden, çünkü biliyorum ki, öyle gitmiyor ki... şu an ben de bunu yaşamıyor olabilirdim ve sana turunçgiller hakkında bir şey yazıyor olabilirdim...
dur la turunçgiller dedin(m) de turuncu çakmağımla bi sigara yakasım geldi...
neyse zaten kadın dediğin uyum aracı değil midir? sıkıysa aksini ispatlayın lan. kadın dediğin seni dengeleyendir, ait edendir, güncel tutandır, kendine getirip yüzüne su çarpandır, çarpanlara ayırıp sonra hop diye toplayandır, sırtın üşümesin diyebilendir, o yüzden de belki de kadın mükemmel bir düzenleyici olduğundan bazı işlerde süper yeteneklidir ki buna ev işleri de dahildir.
ben kendimce çok erken kaybettim hayatımdaki kadını, o sebeple kendimce bir düzenleme yeteneği bulmaya çalışıyorum, hala daha bir anlam bulamadım, en çok bulaşık yıkamayı seviyorum, soğuk su kendime getiriyor.
bazen o kadar beklentisiz yaşıyorsun ki, bir şey olduğunda, şaşırıyorsun, sanki hak etmezmişçesine... aslında sen ta kendisisin... sadece aynada çirkin gördün kendini o sabah, o kadar...
düzenleme yeteneği çok kolay bir şey sanıyorsun dimi? yok arkadaşım, alakası yok.... bazen annenin sana bin kere anlattığı tarifi bir unutursun, sonra bir bakarsın ki soracak kimsen yok, ağzına sıçtığımın google ında da bulamazsın. kimse de bilmez. ya.. sıçarsın.. hatırladığın kadar yaparsın yanlış olur, denersin, eksik olur.... gün gelir tutturursun, o gün de çok umrunda olmaz... o da kırklı yaşlar olur genelde niyeyse...
beklemediğin zaman gelen mutluluk nasıldır bilir misin? hep eksiktir, bir malzemesi yok gibidir, paylaşamadığın zaman sana hiç bir şey ifade etmeyen bir film gibidir, ağzına sıçtığımın güzel haberine sevinememek ama sevinir gibi görünmek nasıldır bilir misin? banyoda hıçkırmaktır.
şimdi sıra sende, dolaş dur sokaklarda, çünkü yapacak daha iyi bir şeyin yok. çünkü sen ne bir eve aitsin ne bir şehre ne de bir insana....