Dün akşam temizlik güdülerimin atağa geçmesiyle evde bir takım abuk subuk diye nitelendirdiğimiz, uzun süre el atılmayan şeyleri yıkama ve silme işine giriştim.
Reçel kavanozu üstünde etiket kalmış, nefret ederim bir şeyin üstünde etiket kalmasını bilen bilir. (kim bilecek ulan hiç biriniz bilmiyorsunuz işte, öyle gereksiz bir bilgi kendimle alakalı). Neyse sıcak suyun altında tutaraktan siliyorum, ki sonradan kendimi hıçkırırarak ağlarken buldum, size bu konuyla ilgili yemin edebilirim, zira gerçekten bir süre farkında olmuyor insan ne yaptığının.
Sene 2004 filandı sanırım, yaz. bir tanıdığımızın veya akrabamızın veya annemin tanıdığı bir insanın da diyebiliriz, heh işte onun evindeydik. ben de nasıl olduysa bulaşıkları yıkıyordum. tuzluğun altında etiket kalmış onu kazıyorum full konsantre, o tanıdığımız bana "ay değer annen gibisin, o da hiç sevmez etiket kalsın bir şeyin üstünde" diyince hadi ya anne diyerek anneme bakmıştım. o da başını evet anlamında salladıydı.
anıya bak :)
şaşırmıştım, şaşırmışım ki aklımda kalmış. sene olmuş 2004, bilmem kaç senelik kızıyım artık siz hesaplayın, ulan hala onunla ilgili bilmediğim şeyler varmış la demek ki demiştim. hatta daha da acayibi ona benzeyen ama farkında olmadığım başka hangi huylarım vardı acaba?
ya işte, etiketi kazıdım güzelce dün akşam.
sonra kimbilir neler yaptım sana benzeyen de benim bilmediğim.
bok vardı ankarada gittim okudum afedersin. nasıl kıl oluyorum kendime anlatamam.
hala sabahları uyanmak için sebep bulmakta zorlanıyorum.
bak işte benzemeyeni bulduk.
sert sessizler benzeşmesi.
sen sert ben sessiz ancim...
neyse ki evde barbunya vardı da ağzımın tadı yerine geldi, seninki gibi yapabilmişim ayıptır söylemesi.
No comments:
Post a Comment